Hey gidi Samimiyet!
Sen ne güzeldin, ne özel ve ne kadar değerliydin… Varlığın coşturuyordu bizi. Senin olduğun her yerde güven de vardı, heyecan da.
Ayrıca haset, kin, nefret, riya giremiyordu senin olduğun yere.
Girdiğin her ortamı güzelleştirip, yüzlerde tebessüme vesile oluyordun.
Çok iyi de bir dert ortağıydın.
Anne babaların yanından hiç eksilmezdin mesela; ama eşe, dosta, akrabaya da çok yakışıyordun. Çoğu zaman konu komşunun yanına uğruyor, oraya da ait olduğunu gösteriyordun. Bazen ise hiç tanımadığımız insanların yanında görüyorduk seni ve orada da hiç sırıtmıyordun.
Şimdilerde ise bir şeyler dolaşıyor etrafta ve adına “samimiyet” diyorlar.
Neyden bahsediyorlar sence?
Hangi samimiyetten?
Asla senin gibi değil bu bahsedilen. Sana benzemek için çok çaba sarf ediyor fakat kalbi, zihni ve bakış açısı buna izin vermiyor. Üstelik haset, nefret, riya da var artık onun olduğu her yerde. Güven ise hiç uğramıyor yanına. Girdiği ortamlara coşku ve heyecan da vermiyor. Tıpkı senin gibi herkesin yanında olduğunu söylüyor ama sen varken böyle değildi insanlar…
Ben inanmıyorum onun “samimiyet” olduğuna. Hatta bence inanmayanların sayısı da oldukça fazla; ama neden inanmış gibi yapıyorlar, işte orası da tam bir muamma!
Peki, ne oldu sana?
Ne oldu da gittin?
Nereye gittin?
Tekrar gelir misin, yoksa sen de mi sıkıldın adının, gönlüyle dili bir olmayanlarla anılmasından?
Gelmeye niyetin yoksa, ben niyet edeyim seni bulmaya…
Çünkü;
Samimiyet lazım bana..
Samimi niyet..!
Vesselam…
