Yine bir gün gurbetteyim…
Organik beslenmenin hayatımızda yer etmesinin ikinci yılı falan.
Ata tohumu tam buğday unuma ekşi mayamı katmış, yoğurmaya çalışıyorum. Ekmek olacak inşallah.
Yoğuruyorum yoğurmasına da ne kadar süreceği, kıvamının nasıl olacağı konusunda hiçbir fikrim yok.
Annemi aradım. Durumu anlattım. “Ne kadar süre yoğurmam gerekiyor?” diye sorunca, en sonunda şunu söyledi:
“Hamuru yoğurdukça hamurdan çat çat sesler gelirse tamamdır. Üzerini kapat, mayalansın.”
Ben odaklandım o çat sesine. Yoğuruyorum, mıncıklıyorum, sinirleniyorum… Allah affetsin ama arada hamuru dövüyorum falan. O ses gelecek.
Neyse, beklenen çat sesi yaklaşık 1–1,5 saatlik çabanın sonunda geldi. Üzerini kapattım hamurun. Bir güzel kabardı ki beklemenin sonunda… Bir güzel ekmek oldu ki anlatamam.
Bugün ise aklıma şu geldi: İnsan da hamur gibi mi acaba? Yoğruldukça, hem de acıyla yoğruldukça, daha mı iyi tat veriyor?
Sanki daha bir güzel görünüyor… Daha bir göz kamaştırıyor gibi.
Aldığı darbeler, yediği tokatlar, çektiği acılar, yaşadığı kırgınlıklar, beklentiler, hayal kırıklıkları…
Sonunda bir çat sesi gelse de tekrar ayağa kalkıyor; yeniden doğuyor, tekrar diriliyor tabiri caizse… Değil mi?
Ben mi yanlış gördüm, yanlış yaşadım ve yanlış mı sonuçlandım acaba?
Tecrübe etmek ne kadar acı olsa da her “darbe”, her “artık yeter”, her “devam edemeyeceğim”, her “pes ediyorum” insanı biraz daha güçlü kılıyor bence.
Yeter ki kalkabilmeyi bilsin insan 🙂
