Lise son sınıf öğrencisiydik. Sınava hazırlandığımız o yoğun dönemdi… Çok sevdiğim arkadaşımla ara sıra birbirimizde kalırdık. Okuldan sonra hangimize gideceksek gider, bizim için hazırlanan yemeği yer, hemen derse otururduk. Kendi plan programımızı yapar ve Allah’ın izniyle de uyardık. Gece uykumuz gelene kadar bu şekilde devam ederdik.
Velhasıl, lafı uzatmayayım… Şaşmayan bir şey yaşardık sürekli. Şöyle ki: Her sabah namazı vakti, ben abdest almadan önce arkadaşımı uyandırırdım, abdest alıp geldikten sonra yine uyandırırdım, namazı kıldıktan sonra yine uyandırırdım. Ben ısrarla uyandırırken, o da ısrarla her seferinde bir tekmeyle karşılık verirdi! 🙂
Sadece tekme de değil… “Git başımdan!” diye bağırmayı da hiç eksik etmezdi.
O tekme attıkça benim ısrarla uyandırma çabamın iki nedeni vardı:
Birincisi ahiret korkusu: Ben sefamı sürerken 🙂 onun hesap verecek olması düşüncesi…
İkincisi de bilinçli tekme korkusu: Uyanınca bana, “Niye kaldırmadın?” diye bilerek tekme atacak olması!
Şimdi ne mi oldu? Yaşımız olmuş …. 😉
ama ruhumuz hâlâ 17! 🙂
Hâlâ oturup o günleri yâd eder, gülüşürüz. Yaşatan Allah’a hamdolsun.
Dostuma ne mi oldu?
Büyüdüüüü… Öğretmen olduuuu… ❤️ Gönüllere dokundu, dokunmaya da devam ediyor. Hem de şimdi öğrencilerini namaza kaldırıyor! Belki arada tekmeler de yiyordur kim bilir? :))
Bu satırları yazarken ‘Ben ne kadar tatlıyım!’ havası vermek istemedim elbette. 😉
Sadece, ‘İşte böyle çocuktuk!’ diye gülelim istedim. 🙂
Namaza uyanınca aklıma geldi…
Anılar böyle işte! Biraz ben, biraz o, bolca da ‘biz’ kokar. 🙂
